Ekmek-tuz hakkı

Dünyanın tüm zamanlarında ve tüm toplumlarında semboller, sembolik hareketler ve inanışlar olagelmiştir. Bunların pek çoğunun temelinde inanç sistemleri, insanın doğa olayları karşısında duyduğu korku, saygı, bilinmezlik yatar. Çok tanrılı günlerden ilahi dinlere uzanan bu süreçte, özellikle semboller dünyasında belirgin geçişler vardır. Toplumlar, önceki kuşaklarından taşıdıkları semboller dünyasını yeni inançlarıyla ilişkilendirip pek çok kez sürdüregelmiştir. 

Maria Pia Pedanı tarafından yazılan Osmanlı’nın Büyük Mutfağı adlı kitabın “Yemeğin dili / Eski semboller ve yeni gerçekler” başlıklı bölümünden yapacağımız alıntı da işte bu semboller dünyasına dair, bizim kültürümüzle ilgili bir örnek. 

Biz sadece bir örnek paylaşacak olsak da biliyoruz ki Anadolu’nun her köşesinde devam edegelen onlarca örneği var bu semboller dünyasının. Sizler de kendi yörenizden örnekler paylaşırsanız elbette ziyadesiyle mutlu oluruz. 

“Kan kardeşliği” kavramına dair bir anlatının peşi sıra kan kardeşliği kadar önemli olan bir başka paylaşıma değinen Maria Pia Pedani “Birçok halk ve Türkler tarafından aynı ekmeği yemek de dostluk ve sadakat anlamına gelirdi” dedikten sonra şunları aktarıyor:

“Birçok halk ve Türkler tarafından aynı ekmeği yemek de dostluk ve sadakat anlamına gelirdi. Ekmek saygı gösterilmesi gereken kutsal bir yiyecekti. Osmanlı devrinde, sadrazam bile yerde bir ekmek parçası görse, ekmeği eğilip almak zorunda hissederdi. ‘Tuz ekmek hakkı’, iyilik yapılan insanın üzerindeki haktır tuzu ve ekmeği sunan ile bunları yeğen arasında bir sadakat bağı oluşurdu. 20’li yıllardan beri Ortadoğu’yla iş yapan tüccar babam, ticaret esnasında karşısındakini atıştırmalık yiyecek içecek sunmanın iyi bir şey olduğunu söylerdi: Eğer karşı taraf sadece su içerse dikkatli olunmalıydı; tuz ve ekmek yerse ona güvenilebilirdi.”

İstanbul Üniversitesi öğretim görevlilerinden Doç. Dr. Mehmet Samsakçı’nın, Araştırma Görevlisi olduğu dönemde kaleme aldığı “Türk Kültür ve Edebiyatında Tuz ve Tuz-Ekmek Hakkı” adlı makalesi bu konuya ilgi duyanlar için çok daha geniş bilgiler sunuyor. Yukarıdaki linke tıklayarak ulaşabileceğiniz makalede, ekmek ve tuzun Türk kültüründeki yeri; tarihi bilgiler ve edebi eserlerden alıntılarla aktarıldıktan sonra “tuz-ekmek hakkı”na dair şu bilgilere yer veriliyor:

“…Türk ve İran kültüründe oldukça geniş ve önemli bir yeri bulunan tuz, yine iki toplumca kutsal ve değerli kabul edilen ‘nân’ (ekmek) la birleşmiş ve ‘nân u nemek’ (tuz – ekmek) hakkı günümüze kadar gelmiştir. 

Ekmek, özellikle Türkler için oldukça aziz bir gıdadır. O kadar ki Ferit Devellioğlu’nun ‘gördüğü iyiliği unutan, tuz ekmek hakkını bilmeyen” olarak karşılık gösterdiği nankör kelimesi, ‘nân ve kör’ kelimelerinden türemiştir ve “yediği ekmeği görmeyen” anlamına gelir.

Aynı sofradan yenilen ‘tuz ve ekmek’, artık aradaki dostluğun bir nişanesi ve bu dostluğun bozulmaması için içilen bir ant halini alır. Ciğerdelen isimli romanında Rumeli serhatlerinin maceralarını işleyen Safiye Erol da akıncılara tuz ve ekmeğe el vurdurmuştur: ‘Hepsi de kılıca, Kur’ân’a, tuza ekmeğe el vurarak ant içmişti: “Cümle kırılırız, Ciğerdelen’i vermeyiz.’”

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir