Çay eşliğinde yazdık Çay eşliğinde okuyun

Toplumlarla özdeşleşmiş yiyecek ve içecekler vardır; aynen sabahın erken saatlerinden gecenin yarısına kadar vazgeçemediğimiz ve gün boyu hayatımızın parçası olan çay gibi. Bu girizgahtan ve günlük hayat pratiğimizden hareketle “çayın Türk kültürünün bir parçası” olduğu söylenebilir elbette; ama aslında işin gerçeği hiç de öyle değil. Bugün kültürümüzün ana ögelerinden biri gibi görünen çay ile toplum olarak tanışıklığımız öyle sandığınız gibi binlerce yıllık bir tarihe sahip değil. Türklerin çay ile tanışıklığı gerçek anlamda 19. yüzyılda gerçekleşiyor.

Gazi Üniversitesi Mimarlık Fakültesi Endüstri Ürünleri Tasarımı Bölümü Öğretim üyesi Prof. Dr. Serkan Güneş’in, Yrd. Doç. Dr. olduğu dönemde (2012) yazdığı “Türk Çay Kültürü ve Ürünleri”* adlı makaleyi okurken, bizi şaşırtan birçok önemli bilgiyle karşılaştık. Çay içerken yaptığımız bu okumayı, muhtemelen yine çay içerken okuyacak siz dostlarımızla paylaşmak istedik. Bakın, sanki ezelden bu yana hayatımızdaymış gibi hissettiğimiz çay ile tanışıklığımız nasıl olmuş?..

Toplumsal olarak tanışıklığımızın 19. yüzyılda gerçekleştiğini aktarmıştık; ancak çayı farklı coğrafyalarda içmiş yazar ve devlet görevlilerinin eser ve anlatılarında çay bahsi daha önceki tarihlerde de geçiyor. örneğin 1879 yılında Basra Valiliğinde bulunmuş Hacı Mehmet İzzet Efendi tarafından yazılmış “Çay Risalesi” adlı eserde, yazar kendisinin de çay tiryakisi olduğunu ifade edip, bu içeceğin sağlığa faydası nedeniyle çok içilmesini tavsiye  ediyor. Geçmiş zamandan bir başka bilgi de çayı ilk içen Türk’ün ise, Hoca Ahmet Yesevi olduğuna dair anlatıdır. Bu anektodu, Rize Ticaret Borsası’nın internet sitesinden alıntıyla aktaralım size:

“Hoca Ahmet Yesevi bir gün Hıtay sınırında Türkistan karyelerinden birine misafir olur. O gün hava çok sıcak olduğu için çok yorulmuştur. Evine misafir olduğu Türkmenin komşusunun zevcesi doğum yapmak üzeredir. Türkmen, Hoca Ahmet Yesevi’den dua ister, Ahmet Yesevi de dua eder. Allah’ın izniyle Türkmenin isteği hemen olur. Türkmen bu duruma çok memnun olur. O yörenin önemli bir ikramı olan çay kaynatıp getirir. Hoca Ahmet Yesevi çayı sıcak sıcak içince terler ve yorgunluğu gider. Sonra, “Bu şifalı bir şey imiş, hastalarınıza bundan içirin ki şifa bulsunlar. Allah kıyamete kadar buna revaç versin” diye dua etmiştir. İşte çay bundan sonra bütün Türkler arasında kullanılmaya başlamış ve şifa verici bir içecek olmuştur.”

Kayıtlara göre 19. yüzyılın sonlarına doğru Doğu Karadeniz halkının çay yetiştirdiği ve ilkel metotlarla işleyip elde ettikleri ürünü kullandıkları ve sattıkları bilinmektedir; ancak çayın bir tarım bitkisi olarak ciddi olarak gündeme gelmesi II. Abdülhamit zamanında (1894) olmuş ve 06.10.1894 tarihli ve 250 sayılı Orman, Madenler ve Tarım Bakanlığı’ndan sadrazama yazılan belgede, çayın şifalı ve besleyici olduğu dile getirilmiştir. Bu belgede çayın  ticari anlamda önemli bir konuma sahip olduğu belirtilmekte, tarımı için uygundur onayı istenmektedir. Bu talep değerlendirilmiş; Japonya’dan tedarik edilen tohum ve fideler Bursa’ya dikilmiştir. Ancak ekolojik koşulların uygun olmaması sonucunda bir netice alınamamıştır 

Yıllar sonra en ciddi adım ise 1917 yılında Halkalı Yüksek Ziraat Mektebi Müdür Vekili Ali Rıza Erten ve beraberindeki heyetin, çay tarımının geliştiği Batum’a teknik bir gezi düzenlemesiyle gerçekleşir. Bu gezi sonrasında Rize ve çevresinin toprak ve iklim özellikleriyle Batum’a benzerliği nedeni ile çay yetiştirilebileceği sonucuna ulaşılır. “Şimali Şarki Anadolu ve Kafkasya’da Tetkikatı Zirai” adlı bir raporla, bu tespit idareye sunulur; ancak Birinci Dünya Savaşı’nın da etkisiyle 1924 yılına kadar herhangi bir harekete geçilemez. 1924’te yeni bir kanun çıkartılır. Zamanın Ziraat Umum Müdürü Zihni Derin sayesinde çay üretiminde ilerleme kaydedilmiş, ilk ürün 1938 yılında alınmıştır. 

Maria Pia Pedani, “Osmanlı’nın Büyük Mutfağı” adlı kitabında bu dönemi ve Zihni Derin’i şöyle anıyor:

“…1937’de Zihni Derin adında, kendisine sunulan öğretmenlik görevine kabul etmeyerek İstanbul’u terk edip Rize’ye göç eden bir kadın, uygun iklim koşullarına bulmuş ve Karadeniz kıyılarında ilk çayı yetiştirmeye başlamıştır. Bu içecek kısa zamanda halk arasında da tutulunca 1940 yılında üretimi ve işleyişi hakkında bir çay kanunu çıkartılmıştır. Zihni Hanım 1965’te neredeyse ulusal bir kahraman olarak ölmüştür .

Pedani’nin de aktardığı gibi 1940 yılında, çay tarımı ve üretimini desteklemek için “Çay Kanunu” çıkarılmış, 1942 yılında 4223 sayılı Kanun’la çay üretimi, işlenmesi ve pazarlanması devlet tekeline alınmış ve ilk çay fabrikası 1947 yılında Rize’de kurulmuştur. 1984 tarih 3092 sayılı Çay Kanunu ile ise çay üzerindeki devlet tekeli kaldırılmış çay üretimi, işlenmesi ve pazarlanmasının özel sektöre de açılmasıyla çay sektöründe köklü değişiklikler yaşanmıştır. 

Çay üretimine dair bu tarihi dönemeçlere eş zamanlı olarak kültürel olarak da çay kendine günlük yaşamda yer bulmaya başlamış ve bugünlere gelinmiştir. Bugün toplumumuzda kahvaltı masasında başlayan çay içme merasimi, günün her saatinde farklı anlamlar yüklenerek devam eder. “Bir çay içmeye” komşular gelir, esnaf ziyaretinin ilk cümlesi “Sana bir çay söyleyeyim”dir, yorulan “yorgunluk çayı” içer, çalışan “çay molası” verir, ders çalışan için “çay demlenir”, yemekten sonra “şöyle bir çay demlenir”, akşamüstü oldu mu “çay zamanı gelmiştir”, yemekten önce son bir çay içilir, yemekten sonra mutlaka demlik tazelenir. Film izlenecek ya da maç seyredilecekse önceden çay hazırlanır, misafir gelecekse çay baş köşededir. Çıkılıp bir tur atılacak, yürüyüş yapılacaksa bahane “Haydi dışarıda bir çay içelim”dir. Kısacası, çay hayatımızın en orta yerindedir.

Başlarken demiştik ya; biz bu yazıyı çay eşliğinde yazdık, muhtemelen sizler de çay eşliğinde okudunuz. Başka söze gerek var mı? 

İşte böyle sevgili dostlar…

Mutfağımızın, yemek kültürümüzün bir tarihi var ve her daim feyz aldığımız bu tarih, lezzetleri kadar ilginç bilgileri de ihtiva ediyor. 

Bir sonraki blog yazımızda buluşmak üzere, sıhhat ve afiyetle kalın. 

* Türk Çay Kültürü ve Ürünleri / 2012 / Gazi Üniversitesi Mimarlık Fakültesi Endüstri Ürünleri Tasarımı Bölümü Öğretim üyesi Prof. Dr. Serkan Güneş

** Maria Pia Pedani / Osmanlı’nın Büyük Mutfağı Tat ve Kültürün Tarihi / Hece Yayınları / 2018 / İtalyanca’dan Türkçe’ye çeviren: Gökçen Karaca Şahin

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir